X

Yeşil Ekonomiye Geçiş

Türkiye için büyümek ve güçlü bir ekonomiye sahip olmak yaşamsal bir öneme sahip. Büyümek için sanayileşmeye, sanayileşme için ucuz, temiz ve kesintisiz enerjiye, enerji için ise finans, teknoloji ve insan kaynağına ihtiyacımız var. Endüstri çağını - bilgi çağını anlamaya, yakalamaya çalışırken yepyeni bir çağın eşiğine geldik.
Bir çok uzmana göre bu çağa enerji ve iklim çağı deniyor. Endüstri çağı kömür enerjisinin buhara dönüştürülerek dişlilerin hareket etmesiyle başlamıştı. Petrolün tekerlekleri çevirmesinin, elektriğin bitlere dönüşmesinin arkasındaki gerçekleri anlatmakta geciktik. Bu öyle bir gecikme oldu ki; kategorik olarak ülkemizi 3. dünya ülkesi veya iyimser yaklaşımla gelişmekte olan ülkeler sınıfında ikmale bıraktı. Bakiyesi üzerinde yaşadığımız imparatorluğumuz kömürün gücünü rakiplerine göre neredeyse 100 yıl sonra farketmeye başladı.

Petrolün 20. yüzyılın en büyük gücü olacağını ise anlayamadığı için yanlış cephelerde tüm enerjisini tüketti. 19. ve 20. yüzyıla şeklini veren modernitenin ihtiyaç duyduğu enerji 21. yüzyıla; çok daha sofistike bir biçimde yön vermeye devam edecek... Düşük karbon ekonomisi veya yeşil ekonomi diyebileceğimiz bu yeni olguyu anlamak, kavramak, içselleştirmek ve sonsuz bir ihtirasla bu yeni yarışa katılmak ve var gücümüzle çalışmak zorundayız... Son 10 yıllık performansımıza baktığımızda dış ticaret açığımızın yarısının, yani 154 milyar USD'lik tutarın enerji ithalatından kaynaklandığı görülecektir. Türkiye'nin ihracatını artırdığı ölçüde ithalatı da artmaktadır. Bu kompozisyonun değişmesi için sanayileşme ve kentleşme politikalarımızın gözden geçirilmesi şarttır. IEA 2009 yılı istatistiklerine göre, 2007 yılında dünya enerji yoğunluğu (1000 $'lık GSYİH üretmek için harcanan toplam enerji (ton petrol eşdeğeri cinsinden) 0,30 iken, OECD'de bu değer 0,18 ve Türkiye'de 0,282 olarak gerçekleşmiştir.

Türkiye CO2 salınımı en hızlı artan ülkelerdendir. Kyoto sonrası sera gazı azaltma taahhütleri düşünüldüğünde sektörlerimizi önemli zorluklar beklemektedir. Türkiye'nin muhtelif büyüme senaryolarına göre her yıl 12 milyar kWh ek enerjiye ve yıllık 4-5 milyar USD yatırıma ihtiyacı olduğu öngörülmektedir. Küresel kriz, sanayileşme politikaları, verimlilikte aldığımız mesafeler bu senaryoları sürekli değiştirmektedir. Bu yatırımların finansmanı tarifeler ve kamu alım garantileri üzerine kurulmuştur. Öte yandan dağıtım özelleştirmelerinde ödenen bedeller düşünülürse Türkiye sanayisi orta vadede ucuz enerji beklentisi içine girmeden rekabetçi olmanın yollarını bulmalıdır. Başta demir çelik, çimento, taş toprak işleme gibi enerji yoğun ihracatçı sektörlerimizde enerji girdi maliyetleri rekabet denkleminin en çapraşık değişkeni olmaya devam edecektir.

Enerji yatırımlarımıza baktığımızda yüksek girişimci iştahı olmasına rağmen enerji teknolojileri geliştirmek/üretmek konusunda aynı iştah yoktur. İletim ve dağıtım yatırımları ile birlikte önümüzdeki 10 yılda 50 milyar USD'yi aşan bir iç yatırım ortamından bahsederken ve küresel bir pazara açılma şansı varken teknoloji üreticisi firmaların gelişimi için çok uygun bir ortam vardır. Yenilenebilir kaynaklar, doğalgaz, kömür, nükleer... En uygun enerji kompozisyonunun Türkiye için ne olması gerektiği halihazırda konsensusa varılmış bir konu değildir. Öte yandan Türkiye'nin tasarruf açığı vardır ve sermaye birikimi Türkiye'nin büyümesini finanse edecek derinlikte değildir. Başta enerji yatırımlarını finanse etmek üzere sermayeyi ve karı tabana yayacak finansal enstrümanlar/yatırım fonları geliştirilmesi adeta bir mecburiyettir. Tarife üzerinden modellenmiş bir finansman önümüzdeki dönemde sıradan insanlar için kaynak transferi eleştirilerine sebep olacaktır.

En pahalı enerji boşa giden enerjidir. Kıta Avrupası ülkelerinde ve Japonya'da 70'li yıllardan beri başlamış olan enerji verimliliği uygulamaları bu ülkelere hem enerji maliyetleri bakımından hem de yeni, satılabilir teknolojiler geliştirmiş olmaları bakımından rekabetçi üstünlük sağlanmıştır. ABD enerji verimliliği alanında bu ülkelere göre geri kaldığını anlamış ve resmi politikalarında deniz aşırı ülkelere her yıl gönerdikleri 450 milyar USD'yi göndermemek için düğmeye basmıştır. ABD ve diğer gelişmiş ülkeler düşük karbon ekonomisinin veya yeşil ekonomiyi internet dalgası, mobil dalga gibi yeni bir ekonomik gelişim dalgası olarak algılamaktadır. Yüksek performanslı elektrikli otomobil Tesla'nın Silikon vadisinde geliştirilmiş olması, karbon tutma teknolojileri geliştirmek için devasa fonların tahsis edilmesi, bilgisayarla özdeşleşmiş IBM'in akıllı şebeke, akıllı şehir, enerji verimliliği konseptleri üzerinde global pazarlama kampanyalarına başlamış olması bu göstergelerden sadece birkaçıdır...

2005 - 2007 döneminde AB desteğinde yürütülen "Türkiye'de Enerji Verimliliğinin Artırılması Eşleştirme Projesi" kapsamında yapılan verimlilik çalışmaları önemli adımlar olmakla birlikte daha yapılacak çok iş vardır. Son 10 yılda aynı üretkenliği %10 daha az enerji ile yapabilmiş olsak 15 milyar USD kadar daha az enerji ithal ederdik.

Bu kaynak ile iletim-dağıtım, teknoloji geliştirme vb. birçok alanda yeniden yatırıma dönüştürebilirdik. Derhal işe koyulmalı kaynakların boşa harcanmasını engellemeli ve ekonomimizi canlandırmalıyız. Bu dönüşüm sadece teknoloji ve parayla ilgili değil. Aynı zamanda kültürel bir dönüşüm...

Yeşil Ekonomiye Geçiş

x

Referanslarımız